Güneşin ağartısı bir başka görünürdü oradan. Taa uzaklardan, denizin bitip tükenmek bilmediği yerden yavaş yavaş yükselirdi. Sonra genç bir kızın bitmeyen cilveleri gibi gökyüzüne...
Sabahla birlikte bir karabasan gibi çöküvermişti yağmur. Boğucu bir yağmurdu bu! Nesneleri yutan bir yağmur! Gülen insan yüzlerini, sevgilerini, umutlarını yutan bir yağmur... Ve yağmur durmandan...
Artık, inanmıyorum telefon ahizelerinin, meşgulden başka nota bilmediklerine. sararmış tenim; çürümüş bir ölümün merhabasıyla canlanacaksa eğer, sararmış çınarların gölgesine uzanıp, yürüyüşünü izleyeceğim yaşamın, tek sıra ...
Ilık bir sonbahar akşamı yaladı yüreğimi kınından hırsla çıkarılmış kanlı bir hançerdi gecede parlayan zalim bir zorbaydın herkes gülüyorken seviyorken daha yeni kesilmişken kundaktaki çocuğun ağlayışı sana yakışır sinsilikle kopardım yüreğimi bedenimden onu senden alacağım onu...
Bir tek dudakları ıslaktı ve gözleri sırılsıklam ay altında bir başına rüzgarın saçlarını savuruşuna benziyordu elinde sallanan mendil daha çok bir martıydı sanki hele o koyda hıçkırmıştı karanlığa o, özlemoğlu nasılda acılıydı ve acımasızca söyleniyordu...
Biz bir gün seninle hiç ummadığımız bir yerde ama hep umduğumuz ummadığımız bir yerde ama hep gözlerimizi diktiğimiz bahar rüzgarının serpiştiği çiçek tohumları gibi karışacağız bayrağa sarılan savaşçı gibi kavrayacak ellerim ellerini umudum...
Belki bir gün, yanılıpta baksak birbirimize gözlerimize, bir yangın başlayacak bir yerlerde, bir tomurcak yarılacak toprakta, bir nota fışkıracak avuçlarımda bir dize, bir sevda bir kavga gürül gürül akacak çok iyi biliyor.
Soysuz çıkar kavgalarının tam orta yerinde çıkarıp seni sarıp sarmalasam ağıtsal ninnilerle tohum tohum ağlasak başak başak gülsek ha firar et ne olur o görülmez tutsaklığından kırıver çünkü, yazgı değil bileklerimizdeki kelepçe haydi ne...
Yatağına sığmayan nehirler gibi okşuyor saçlarımıyüreğim tüm dünyanınkıpır kıpır yüreğimdeki sevgiyatağına sığmayan nehirler gibinedir bendeki bu hiç dinmeyenhaykırma isteğiyumruk sıkma coşkusuakıntıya kürek mi sallamakakıp giden...
Gün batar kızılca gökle birlikte şu karşı ki dağlarda gün batar akşam olur akşam dediğin bir kahpe karanlık yorgun ayaklar yavaşlar sesler çekilmez olur bazılarınca bir göz takılır pencerelerin karanlığına özlemlerde boğulur kimi gün batar...
Hüzünün yarısı yokluk yarısı farkına varmak ya ben neyleyeyim sana çok şey söylemek istiyorum bahar güneşle başlar önce güneş, öğretmen… öğret bana ne olur nedir mutluluk hayır bırak konuşma göster sessizlik ...
Düşümde gördüm seni belki özlemişim uzattım avuçlarımı avuçlarım ellerinde yürüyoruz güneşe güneş yakıyor bizi sevda bu kadar güzel mi olacaktı bekleyecek misin beni sahiden ellerimde ellerinin sıcaklığını duyacak mıyım bir daha okşayabilecek miyim ...
Bıyıkları buz tutmuş köylüm gibi yorgunumsakalına ak düşmüşihtiyar gibi düşünceli ...
Özlemliyim sana yıllardan beri kahrolası yalnızlığıma düşman ürünsüz ağaçlar yakılmalı diyorum ...
Şimdi dağlar karlı değil yağmur şimdi yağmur değil beyazı kızıla boyadılar ...
Üçüncü sınıf bir melodramla üçüncü sınıf meyhanede üçüncü sınıf bir kadehle üçüncü sınıf düşler kuruyorum birinci sınıf yaşamlara